Her zaman Onurlu Bir Şefkatimiz Olmalı-Şehri Öztürk «
twitter
rss

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites
5 Ara

Niçin öğretmen oldum? Öğrencilikten aldığım lezzet beni öğretmen yaptı desem… Zannediyorum bu tutku bende okulla tanıştığım an başladı. İlkokula başladığımda ödevlerimi oyun oynayarak yapardım. Evimizin küçük bahçesi, benim sınıfımdı. Ahşap bahçe kapısının tam karşısına minik bir masa koyardım ve böylece her şey hazır olurdu. Ahşap kapı sınıf tahtası, minik masam da sıramdı. Sırama oturur öğrenci olurdum, hızla “kapıdan tahtama” geçip öğretmen…

Bizim çocukluk yıllarımız şimdiye göre çok yavandı. Yaşadığım kent zaten küçüktü. Sosyal ortamlar yoktu. İmkânlar da sınırlı olunca, okul bana tüm bunları sağlayan yegâne ortam olmuştu. Atlayıp zıplıyor, yaşıtlarımla oyunlar oynuyor, öğreniyordum… Evet öğreniyordum. A’yı B’yi değil yalnız. Birey olmayı, bazen fedakar bazen hayır diyebilen olmayı… Dostluğu, paylaşmayı… Hayatı öğreniyordum.

Bizim nesil idoller edinirken öyle çok uzağa gitmezdi. Ne Justin, ne Tarkan… Bizim ilk ve temel idollerimiz öğretmenlerimizdi. Öğretmen, zihnimde bir tanrıça gibiydi.

Hal böyle iken, okul kendimi en mutlu hissettiğim mekan, öğretmenlerim ise beni geleceğe hazırlayan birer idol olunca; “ben ömrümü okulda geçirmeliyim” dedim…

Nitekim öyle de oldu. Fakat o sıralarda oturmak kadar kolay değilmiş, tahtanın başına geçmek. Sahnede olmak. Ve oraya geçtiğin an unuturmuşsun öğrencilik hallerini. Sıralardan tahtanın başına geçişte, bir öğretmene en yardımcı olan “öğrenci bakış açısını” yitirmemekmiş. Kısa öğretmenlik tecrübemin bana en büyük ipucu da bu oldu. Gelmek istediğim nokta da tam o ipucunda gizli.

“İyi bir öğretmen nasıl olmalı?” sorusuna karşı mevzuat; şefkatli, sevecen, hoşgörülü olma gibi temel insani duygulara da yer veriyor uzun maddeler arasında. Çocuklara şefkat duymayan bir insanın içinden çıkabileceği bir meslek olamaz zaten öğretmenlik. Şefkatin dozu çok önemli yalnız.

Çocuklarla öyle çok zaman geçiriyorsunuz ki, onların adlarından, yaşlarından, notlarından çok daha fazlasını bilir oluyorsunuz. Bakışları, duruşları, o gün her günkünden farklı olan bir halleri dikkatinizden kaçmıyor. Bir aile gibi oluyorsunuz. Zamanla tüm bunlar sizin çocuklarınızla, duygusal bağ kurmanızı sağlıyor.

Fakat çocuk olmak, fazlaca gaddar olmak bazen. Fazlaca açık sözlü. Fazlaca incitici. Sizin şefkat dolu yaklaşımınız bazen bazı çocuklarda yanlış algı oluştura da biliyor. Hoşgörülü ve naif uyarılarınıza karşı aynı zariflikle yanıt alamayabiliyorsunuz. Sizin tüm iyi niyetliliğiniz, bazı öğrencilerin taarruzuna  maruz kalabiliyor. Bu aslında öğretmenliğin doğasında var. Bu, “meslekten soğudum” dedirten bir algı yanılması. İşte tam da bu yüzden, daima onurlu bir şefkate sahip olmalıyız.

Bir küçük hikâye ile yazımı sonlandıracağım. Karadeniz Teknik Üniversitesinde geçmiş vaka… Olay şu ki, hoca sınavda bir öğrenciyi kopya çekerken yakalıyor. Öğrenci, “hocam sıfır verin ama lütfen kopya muamelesi yapıp disipline vermeyin beni” diyor. Hoca iyi niyet gösterip öğrencinin istediğini yerine getiriyor. Öğrenci sınav sonrası bir dilekçe yazıp sınavının değerlendirilmesini, notunu hak etmediğini söylüyor. Komisyon kâğıdı değerlendiğinde kâğıttan daha yüksek puan çıkınca hoca hatalı duruma düşüyor. Öğrenci, işin peşini de bırakmıyor. En sonunda hoca profesörlüğünden de oluyor. Olayın ardından hoca, öğrencilere son derece gaddar davranan birine dönüşüyor.

Hikâye her şeyin özetini sundu sanıyorum. Hocamızı meslekten ve öğrencilerinden soğutan benzer olayların, hiçbir meslektaşımın başına gelmemesi temennisi ile…

Şehri Öztürk – Türkçe Öğretmeni

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)


Yorum yaz:


iki + = 8