Arkadaşım Emir-Ebru Kırbaş «
twitter
rss

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites
11 Ara

10881327_10204258989733701_691047799_n

Küçücük bir köyde, küçücük bir beden…Bu bedenden ruhunu gözlerine yansıtan, dünyaya dolu dolu bakan, okulda her sözü fenomen olan, sınıfın, öğretmenlerin gözdesi ve yerinde duramayan, elleri daima kınalı, küçücük dünyasına kocaman hayaller sığdıran bir çocuğun hikayesi bu…Hepsi gerçek…

Yeni atanmıştım… Okulun ilk günüydü…Onu fark etmemek imkansızdı. Öğrencilerin kitaplarını dağıtıyorduk. Kapının arkasından bir çift göz belirdi. Sadece bir çift göz; ama ne gözler… Kocaman, ışıl ışıl parlayan kahverengi bir çift göz. Bu çocuk, gözleri ile gülüyor dedim o an kendime. Yanıma çağırdım ve “kaçınca sınıfa gidiyorsun” dedim. Bana 2. sınıfa gittiğini ve kitap istediğini söyledi. O an karar verdim 2.sınıfların öğretmeni olmalıydım. Bu sevimli çocuğu çok sevmiştim.

Evet 2.sınıfların, sınıf öğretmeniydim artık. Emir, gülen gözlü çocuğum, onun dünyasına erişecek hayal âleminde birlikte gezinecektik. Emir algısı çok yüksek bir çocuktu; ancak bir o kadar da haylazdı. Ne yapsa kızamıyordum. Derste sürekli arkadaşlarının dikkatini dağıtıyor; sınıfa girip çıkarken kapıyı kapatmayı unutuyor, masaların altına girip tünelde gitmece oynuyor, arkadaşlarına ve bana sıra arkadaşı İbrahim için ‘İbo çok tatlı dimi şeker gibii’ diyor ve sürekli burnu akıyordu. İlk zamanlar elimde peçete, sürekli Emir’in burnunu siliyordum. Artık paket paket peçete bitiyor ama Emir’in burnu kurumuyordu. Emir, burnu aksa da silmiyordu; buna bir çare bulmam gerekiyordu. Elbette Premack annenin söylediklerini yabana atamazdım; e büyükanne sonuçta.

Onunla bir anlaşma yaptık; Emir ben söylemeden burnunu silerse bir şeker kazanacaktı ben ise davranışı kazandıracaktım. Bu anlaşma hoşuna gitti. Şeker kazanmak için burnunu sürekli siler oldu. Ben halimden memnundum; öyle ki bunu bir süre sonra oyun haline getirmişti. Burnu akmadığı halde yanıma gelip gülerek bana bakıyor ve sanki hadi şekerimi ver dermişçesine yüzüme bakıyordu… Görmemezlikten gelirsem bana sürekli hatırlatıyor, kocaman gülümsemesi ile “şeker!” diyor ve almadan yanımdan ayrılmıyordu. Ben de ona burnu gerçekten aktığı zaman silmesi gerektiğini söyledim yoksa şeker vermeyeceğimi güzelce anlattım ve o anlarda şeker vermedim. Etkili olmuş olacak ki Emir numaradan burnum akıyor demiyordu artık. Burnu gerçekten akarsa gelip masadan peçete alıyor işi bitince de kınalı avcunu bana doğru uzatıp yine o kocaman gülen gözleriyle şekerini istiyordu. Emir, bir davranışı kazanmıştı artık. Ben de üniversitede öğrendiklerimi uygulamanın mutluluğunu yaşıyor ve ona baktıkça gülümsüyordum. O ise kazandığı davranışın farkında değil gülüyor, hep gülüyordu… Onu, Emir yapan da bu değil miydi zaten? Anlayacağınız ikimiz de mutluyduk…

Ebru Kırbaş – Sınıf Öğretmeni

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)


Yorum yaz:


× sekiz = 24